Kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk’e
Samsun’da Adliye önünde yapılan saldırı, yalnızca Kürt halkına değil,
Türkiye’nin tüm özgürlük ve demokrasi güçlerine bir saldırıdır. Polisin
seyrettiği, Valinin anında “bireysel” olduğuna karar verdiği saldırının
planlı ve organize olduğu, bu faşist saldırıya zeminin devlet tarafından
hazırlanmış olduğu gün gibi ortadadır.
Ahmet Türk’ün BDP’li milletvekilleriyle birlikte
izlediği dava, Muş’un Bulanık ilçesinde geçen Aralık ayında DTP’nin
kapatılmasını protesto eden halka ateş açarak iki kişinin ölümüne neden
olan ve çevrede JİTEM işbirlikçisi olarak bilinen Turan Bilen’in ve
kardeşinin yargılandığı dava, “güvenlik” gerekçesiyle Muş’tan Samsun’a
alınmış bir davadır. Gazi davası gibi, Uğur Kaymaz davası gibi
örneklerde açıkça görüldüğü gibi, “güvenlik” gerekçesiyle başka illere
alınan davalar, duruşmaların “güvenli” bir biçimde yapılmasına değil,
duruşmaları gözden ırak tutmak için mağdur yakınlarının ve
savunucularının “güvenliklerini” tehlikeye atmaya hizmet etmektedir. Bu
uygulama belirli davalarda bir devlet politikası haline getirilmiştir.
Samsun’da Ahmet Türk’e yapılan saldırı, bu devlet politikasının doğrudan
sonucudur.
Samsun Valisinin saldırının hemen ardından olayın
bireysel olduğunu açıklaması, devletin bu saldırının arkasında olanları
ortaya çıkarmak gibi bir girişimde bulunmaya niyetinin olmadığını
göstermekten başka bir anlama gelmemektedir.
Ahmet Türk’e yapılan saldırı barışa ve halkların
kardeşliğine yapılmış ırkçı bir saldırıdır. Barıştan ve halkların
kardeşliğinden öcüden korkar gibi korkan çevrelerin hangi çevreler
olduğu iyi bilinmektedir. Bu saldırıyı düzenleyenler ve planlayanlar
kadar seyredenler ve üstünü örtmeye çalışanlar da aynı sorumluluğu
paylaşmaktadır.
Ahmet Türk’e ve onun şahsında Kürt halkına yapılan
saldırıyı kendimize yapılmış sayıyor ve şiddetle kınıyoruz.