Berçelan İzlenimleri

14 Ağustos 2009

Yeşim ERGÜN

Sosyalist Demokrasi Partisi MYK Üyesi

 

8-9 Ağustos’ta Hakkâri Berçelan yaylasında 3. kadın barış buluşmasını gerçekleştirmek üzere Ankara’dan 7 Ağustos’ta yola çıktık. Hava alanına giderken kimlik kontrolü ile karşıladı bizi kolluk güçleri. Etrafımızdaki insanların bu kimlik kontrolü karşısında şaşkınlığı görülmeye değerdi. Van’a Ankara üzerinden çeşitli kurumların temsilcileri ile Eskişehir ve Bursa’dan gelen toplam 20 kadın ile vardık. Kısa bir süre sonra da İzmir heyeti geldi. Bizi Van’da Eğitim Sen, Tüm Bel Sen ve Ses şube başkanları ile birlikte bir heyet karşıladı. Yemek yer yemez Van’ı gezmek üzere yola çıktık. Van’ın tarihi dokusunu anlamak için ilk görülmesi gereken yer olan Ahtamar adasına gittik. Tüm yol boyunca konuşulan her konu barışa dair özlemlerimiz ile sonlandı. Ahtamar’a ayak bastığımız andan itibaren kilisenin bize bırakmış olduğu tarihin karşısında büyülenmemek elde değildi. Bu ada Ermenilerin kutsal hac mekânı olmuş yüzyıllar boyunca. 1951’de kilise için yıkım kararı çıkmış, Yaşar Kemal engellemiş. Çok kültürlülüğün, tarihin mirası bu kilise 2007’ye kadar geziye kapalıydı. Şimdi bile adanın ve kilisenin hiçbir yerinde Ermenilerle ilgili tek bir tarihi not yer almıyor. Bu devletin tarihsel olarak Türklükten başka her şeyi yok saymasının, demokratik açılım yapabilme kapasitesinin darlığının nice göstergelerinden biri olarak…

Ahtamar adasındaki kiliseye adını veren Tamara için ölen gencin öyküsü de hepimizi etkiledi. Adaya Tamara’yı görmek için geçmeye çalışırken dalgalara yenik düşüp ölen gencin Kürt olduğunun söylenmesi üzerine, Kürtlerin savaşmayı bildiği gibi aşkı yaşamayı da çok iyi bildikleri sonucuna hızlıca varabildi Bedriye. Hepimizi gülümsetmeyi başardı. Adanın büyüleyici dokusu ve bizim bir türlü Tanzimat’tan bugüne Türklük sohbetini yarım kesemiyor oluşumuz sebebiyle Van’da bizi evlerinde ağırlamak üzere bekleyen heyeti epeyce beklettik. Kadınlar bir araya gelince konuşacak o kadar çok konu oluyor ki yarım bırakmak her zaman çok zor.

Akşam kalmak üzere Van’da uzunca bir süre bekleyen heyetten kimseyi konuksuz bırakmamaya dikkat ederek insanları evlere dağıttık. Kürt arkadaşlar konukseverliklerini bir kez daha gösterdiler. Bizi bekleyen o kadar çok insan vardı ki, hepsi bizim için hazırlık yapmıştı ve evlere dağılırken zorlandık. Akşam il genel meclisinden Adil Bey’in evine geçtik ve hemen oradan da Türkiyeli konukları, Akın Birdal’ın arkadaşlarını, Berçelan’a barış için gelen kadınları tanıtmak üzere hep beraber düğüne geçtik. Aslında bu geceden aklımdan çıkmayacak en önemli şeyin halay parçalarının bizim çekebilme düzeyimize göre ayarlanması ve bir heyet şeklinde halay çekişimiz olacak.

Ertesi gün tüm kadınlar Van’da kahvaltıda buluştuk. Ülkenin her yerinden gelen kadınların gözlerinde, her konuşmamızda Berçelan’a gidişin, barışa dair bir söz söyleyebilmenin ve sözümüzü örgütlülüğümüz ile büyütmenin heyecanı vardı. Aynı zamanda bu heyecanımızı ve mutluluğu gölgeleyen 2 gerilla komutanın ölüm haberi... Gülten Kışanak’tan 2 gerillanın ölüm haberini ve Serkan Taş’ın cenazesinin Çaldıran’dan alınacağını öğrenince, cenazeye katılmak üzere Van’dan ayrıldım. Defin töreninde –insan kalabalığı diyemeyeceğim çünkü oradaki insan seliydi- PKK’nin ateşkes ilan ettiği bu süreçte yaşanan gerilla ölümlerinin vermiş olduğu hüzün ve devlete güvensizlik hakimdi. Hakkâri’de insanlar gerillayı uğurlarken Hakkâri merkezde gezen jandarma tankları haricinde ortalıkta hiçbir kolluk gücü görünmedi. En dikkat çekici nokta ise, DTP’yi Türkiye partisi olmamakla eleştiren kesimlerin hiçbirinin Kürt illerinde hiçbir etkilerinin olmadığının hemen göze çarpmasıydı.

Cenaze boyunca kardeşlerini, oğullarını dağda kaybetmiş kadınlarla beraberdik. Bir yandan başbakan Kürt sorununda açılım yapacakmış gibi davranmaya çabalarken, bir yandan da gerilla cenazelerinin geldiği bir ortamda barışı örgütlemeye çalışıyor bu halk ve bu kadınlar. Hakkâri’deki cenazenin kalabalığına devletin tahammülsüzlüğü Berçelan’a gidişi hayli zorlaştırdı. Yolda birçok arama noktasından geçmek durumunda kaldık. Berçelan’a vardığımızda ise tam bir coşku hakimdi. Operasyonların en çok yaşandığı yerlerden birinde, sıfır noktasında, Berçelan’da yüzlerce kadın tek bir talep etrafında birleşmişti: Barış. Katılım beklenilenin neredeyse 2-3 katı üstündeydi. Sorumlu arkadaşların söylediğine göre Hakkâri’den yaklaşık 2.000 kadın katılımın kısıtlı olması sebebi ile geri gönderildi. Kürt halkının dolayısıyla Kürt kadınların örgütlü duruşu ve barışa özlemleri karşısında, bu çabaları karşısında etkilenmemek mümkün değil.

Kürsüden yapılan tüm konuşmalar, tüm şarkılar farklı dillerde barışa ve kardeşliğe adandı. Militarizme, cinsiyetçiliğe, heteroseksizme karşı duruşumuzun adı o gece barış oldu, tutuklu kadın arkadaşlarımıza kürsüden selamın adı o gece barış oldu dillerde. Berçelan’da bir yandan askerlerin, silahların gözetimi altında yıllardır yaşadığımız acıların son bulması talebi ile gerçekleştirdiğimiz 3. buluşmamıza türküleriyle İlkay Akkaya ve Yasemin Göksu eşlik etti. Kardeş Türküler’in kadın solistleri, Elveda Rumeli dizisinin oyuncuları, Lazca türküleriyle Delepe Neno ve Helesa yaylanın soğuğuna seslerini kattılar. Van’da ve Hakkâri’de bulunduğumuz süre boyunca Berçelan’a gidişin tüm halk tarafından bilinmesi ayrıca dikkat edilmesi gereken bir noktaydı. Gittiğimiz her yerde sadece Berçelan lafının geçmesi bile herkesin gözünde ayrı bir heyecanın oluşmasına sebep oldu.

Herkesin, çocuğun, bakkalın, esnafın bizim gelişimizden haberi vardı. Kürt halkı 7’den 70’e kendini barışa hazırlamış, elinden gelen her şeyi yapıyor. Burada aslında önemli olan bizim bu süreci çok iyi değerlendirme zorunluluğumuz, aslında sorumluluğumuzdur.

Konuşmam sırasında fark ettiğim en önemli şey Kürt kadınların tüm barış talebine olduğu kadar aslında nasıl bir barış istiyoruz sorusunun yanıtına, adil ve onurlu barış talebine, bir halk yok sayılarak barış olmaz, gerilla cenazeleri arasında barışın yolu açılamaz vurgusuna verdikleri coşkulu tepkidir. Tüm kadınların, annelerin, çocukların gözlerinden bana geçen coşkunun ve anlaşılmanın verdiği mutluluk tüm konuşmanın farklı bir atmosferde devam etmesini sağladı. Çekilen zılgıtların konuşmaları defalarca kesmesi, örgütlenmiş bir halkın her seferinde aynı heyecanla barışa, özgürlüğe dair özlemlerini tüm güçleriyle ortaya koyuşları hepimizde ayrı bir sorumluluk hissi oluşturdu.

Söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz var diyerek 31 Mayıs’ta Diyarbakır’da çıktık yola. 2. kadın barış buluşmasını Ankara da, 3.’sünü ise Hakkâri Berçelan’da gerekleştirdik. 8 Ağustos’u 9 Ağustos’a bağlayan geceyi barışa verdik. Tüm kadınlar neredeyse hiç uyumadık. Tüm gece savaş dolu geçen yıllarda yaşadıklarımızı, bu yaşanmışlıklara dair tanıklıklarımızı paylaştık. Bu durum bende, Filistin’de işgale karşı duran İsrail’li kadınlar gibi, Irak işgaline karşı çıkan Amerika’daki kadınlar gibi olabilme sorumluluğunu ve bu duyguların yaratmış olduğu sabırsızlık duygusunu bir kez daha pekiştirmiş oldu... Tüm yaşanan bu acılara rağmen uzatılan bu barış eli bir an önce karşılığını bulmalı.

Kürt kadınları bu süreçte çok yoruldu. Çok kayıp verdi. Hepimiz şiddet dolu geçen yıllarda çok yorulduk. Fakat acıların, ölümlerin, tacizin, tecavüzün içinden barış örgütleniyorsa, Kürt halkının barışa uzattığı el Batıda karşılığını bulmalı. Ama bu karşılık, iyi niyet taleplerinin ya da politik öngörümüzün ötesine geçmeli, her alanda inşa edeceğimiz örgütlülük ile beslenebilmelidir. Eğer bu durumu yaratamazsak hem Kürt kadınların yalnızlık hissini engelleyebilme gücümüz olmayacak hem de orada yaratılan devrimci kalkışmayı Batıdan bir hareketle karşılayamadığımız için değiştirip dönüştürme olasılığını da kaybedeceğiz.  


Berçelan'daki Barış Nöbeti

Haydi kadınlar Berçelan Yaylası'na

Berçelan'da kadınlarından barış mesajı