8-9 Ağustos’ta Hakkâri Berçelan yaylasında 3. kadın barış buluşmasını
gerçekleştirmek üzere Ankara’dan 7 Ağustos’ta yola çıktık. Hava alanına
giderken kimlik kontrolü ile karşıladı bizi kolluk güçleri.
Etrafımızdaki insanların bu kimlik kontrolü karşısında şaşkınlığı
görülmeye değerdi. Van’a Ankara üzerinden çeşitli kurumların
temsilcileri ile Eskişehir ve Bursa’dan gelen toplam 20 kadın ile
vardık. Kısa bir süre sonra da İzmir heyeti geldi. Bizi Van’da Eğitim
Sen, Tüm Bel Sen ve Ses şube başkanları ile birlikte bir heyet
karşıladı. Yemek yer yemez Van’ı gezmek üzere yola çıktık. Van’ın tarihi
dokusunu anlamak için ilk görülmesi gereken yer olan Ahtamar adasına
gittik. Tüm yol boyunca konuşulan her konu barışa dair özlemlerimiz ile
sonlandı. Ahtamar’a ayak bastığımız andan itibaren kilisenin bize
bırakmış olduğu tarihin karşısında büyülenmemek elde değildi. Bu ada
Ermenilerin kutsal hac mekânı olmuş yüzyıllar boyunca. 1951’de kilise
için yıkım kararı çıkmış, Yaşar Kemal engellemiş. Çok kültürlülüğün,
tarihin mirası bu kilise 2007’ye kadar geziye kapalıydı. Şimdi bile
adanın ve kilisenin hiçbir yerinde Ermenilerle ilgili tek bir tarihi not
yer almıyor. Bu devletin tarihsel olarak Türklükten başka her şeyi yok
saymasının, demokratik açılım yapabilme kapasitesinin darlığının nice
göstergelerinden biri olarak…
Ahtamar adasındaki kiliseye adını veren Tamara için ölen gencin öyküsü
de hepimizi etkiledi. Adaya Tamara’yı görmek için geçmeye çalışırken
dalgalara yenik düşüp ölen gencin Kürt olduğunun söylenmesi üzerine,
Kürtlerin savaşmayı bildiği gibi aşkı yaşamayı da çok iyi bildikleri
sonucuna hızlıca varabildi Bedriye. Hepimizi gülümsetmeyi başardı.
Adanın büyüleyici dokusu ve bizim bir türlü Tanzimat’tan bugüne Türklük
sohbetini yarım kesemiyor oluşumuz sebebiyle Van’da bizi evlerinde
ağırlamak üzere bekleyen heyeti epeyce beklettik. Kadınlar bir araya
gelince konuşacak o kadar çok konu oluyor ki yarım bırakmak her zaman
çok zor.
Akşam kalmak üzere Van’da uzunca bir süre bekleyen heyetten kimseyi
konuksuz bırakmamaya dikkat ederek insanları evlere dağıttık. Kürt
arkadaşlar konukseverliklerini bir kez daha gösterdiler. Bizi bekleyen o
kadar çok insan vardı ki, hepsi bizim için hazırlık yapmıştı ve evlere
dağılırken zorlandık. Akşam il genel meclisinden Adil Bey’in evine
geçtik ve hemen oradan da Türkiyeli konukları, Akın Birdal’ın
arkadaşlarını, Berçelan’a barış için gelen kadınları tanıtmak üzere hep
beraber düğüne geçtik. Aslında bu geceden aklımdan çıkmayacak en önemli
şeyin halay parçalarının bizim çekebilme düzeyimize göre ayarlanması ve
bir heyet şeklinde halay çekişimiz olacak.
Ertesi gün tüm kadınlar Van’da kahvaltıda buluştuk. Ülkenin her yerinden
gelen kadınların gözlerinde, her konuşmamızda Berçelan’a gidişin, barışa
dair bir söz söyleyebilmenin ve sözümüzü örgütlülüğümüz ile büyütmenin
heyecanı vardı. Aynı zamanda bu heyecanımızı ve mutluluğu gölgeleyen 2
gerilla komutanın ölüm haberi... Gülten Kışanak’tan 2 gerillanın ölüm
haberini ve Serkan Taş’ın cenazesinin Çaldıran’dan alınacağını
öğrenince, cenazeye katılmak üzere Van’dan ayrıldım. Defin töreninde
–insan kalabalığı diyemeyeceğim çünkü oradaki insan seliydi- PKK’nin
ateşkes ilan ettiği bu süreçte yaşanan gerilla ölümlerinin vermiş olduğu
hüzün ve devlete güvensizlik hakimdi. Hakkâri’de insanlar gerillayı
uğurlarken Hakkâri merkezde gezen jandarma tankları haricinde ortalıkta
hiçbir kolluk gücü görünmedi. En dikkat çekici nokta ise, DTP’yi Türkiye
partisi olmamakla eleştiren kesimlerin hiçbirinin Kürt illerinde hiçbir
etkilerinin olmadığının hemen göze çarpmasıydı.
Cenaze boyunca kardeşlerini, oğullarını dağda kaybetmiş kadınlarla
beraberdik. Bir yandan başbakan Kürt sorununda açılım yapacakmış gibi
davranmaya çabalarken, bir yandan da gerilla cenazelerinin geldiği bir
ortamda barışı örgütlemeye çalışıyor bu halk ve bu kadınlar.
Hakkâri’deki cenazenin kalabalığına devletin tahammülsüzlüğü Berçelan’a
gidişi hayli zorlaştırdı. Yolda birçok arama noktasından geçmek
durumunda kaldık. Berçelan’a vardığımızda ise tam bir coşku hakimdi.
Operasyonların en çok yaşandığı yerlerden birinde, sıfır noktasında,
Berçelan’da yüzlerce kadın tek bir talep etrafında birleşmişti: Barış.
Katılım beklenilenin neredeyse 2-3 katı üstündeydi. Sorumlu arkadaşların
söylediğine göre Hakkâri’den yaklaşık 2.000 kadın katılımın kısıtlı
olması sebebi ile geri gönderildi. Kürt halkının dolayısıyla Kürt
kadınların örgütlü duruşu ve barışa özlemleri karşısında, bu çabaları
karşısında etkilenmemek mümkün değil.
Kürsüden yapılan tüm konuşmalar, tüm şarkılar farklı dillerde barışa ve
kardeşliğe adandı. Militarizme, cinsiyetçiliğe, heteroseksizme karşı
duruşumuzun adı o gece barış oldu, tutuklu kadın arkadaşlarımıza
kürsüden selamın adı o gece barış oldu dillerde. Berçelan’da bir yandan
askerlerin, silahların gözetimi altında yıllardır yaşadığımız acıların
son bulması talebi ile gerçekleştirdiğimiz 3. buluşmamıza türküleriyle
İlkay Akkaya ve Yasemin Göksu eşlik etti. Kardeş Türküler’in kadın
solistleri, Elveda Rumeli dizisinin oyuncuları, Lazca türküleriyle
Delepe Neno ve Helesa yaylanın soğuğuna seslerini kattılar. Van’da ve
Hakkâri’de bulunduğumuz süre boyunca Berçelan’a gidişin tüm halk
tarafından bilinmesi ayrıca dikkat edilmesi gereken bir noktaydı.
Gittiğimiz her yerde sadece Berçelan lafının geçmesi bile herkesin
gözünde ayrı bir heyecanın oluşmasına sebep oldu.
Herkesin, çocuğun, bakkalın, esnafın bizim gelişimizden haberi vardı.
Kürt halkı 7’den 70’e kendini barışa hazırlamış, elinden gelen her şeyi
yapıyor. Burada aslında önemli olan bizim bu süreci çok iyi
değerlendirme zorunluluğumuz, aslında sorumluluğumuzdur.
Konuşmam sırasında fark ettiğim en önemli şey Kürt kadınların tüm barış
talebine olduğu kadar aslında nasıl bir barış istiyoruz sorusunun
yanıtına, adil ve onurlu barış talebine, bir halk yok sayılarak barış
olmaz, gerilla cenazeleri arasında barışın yolu açılamaz vurgusuna
verdikleri coşkulu tepkidir. Tüm kadınların, annelerin, çocukların
gözlerinden bana geçen coşkunun ve anlaşılmanın verdiği mutluluk tüm
konuşmanın farklı bir atmosferde devam etmesini sağladı. Çekilen
zılgıtların konuşmaları defalarca kesmesi, örgütlenmiş bir halkın her
seferinde aynı heyecanla barışa, özgürlüğe dair özlemlerini tüm
güçleriyle ortaya koyuşları hepimizde ayrı bir sorumluluk hissi
oluşturdu.
Söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz var diyerek 31 Mayıs’ta
Diyarbakır’da çıktık yola. 2. kadın barış buluşmasını Ankara da, 3.’sünü
ise Hakkâri Berçelan’da gerekleştirdik. 8 Ağustos’u 9 Ağustos’a bağlayan
geceyi barışa verdik. Tüm kadınlar neredeyse hiç uyumadık. Tüm gece
savaş dolu geçen yıllarda yaşadıklarımızı, bu yaşanmışlıklara dair
tanıklıklarımızı paylaştık. Bu durum bende, Filistin’de işgale karşı
duran İsrail’li kadınlar gibi, Irak işgaline karşı çıkan Amerika’daki
kadınlar gibi olabilme sorumluluğunu ve bu duyguların yaratmış olduğu
sabırsızlık duygusunu bir kez daha pekiştirmiş oldu... Tüm yaşanan bu
acılara rağmen uzatılan bu barış eli bir an önce karşılığını bulmalı.
Kürt kadınları bu süreçte çok yoruldu. Çok kayıp verdi. Hepimiz şiddet
dolu geçen yıllarda çok yorulduk. Fakat acıların, ölümlerin, tacizin,
tecavüzün içinden barış örgütleniyorsa, Kürt halkının barışa uzattığı el
Batıda karşılığını bulmalı. Ama bu karşılık, iyi niyet taleplerinin ya
da politik öngörümüzün ötesine geçmeli, her alanda inşa edeceğimiz
örgütlülük ile beslenebilmelidir. Eğer bu durumu yaratamazsak hem Kürt
kadınların yalnızlık hissini engelleyebilme gücümüz olmayacak hem de
orada yaratılan devrimci kalkışmayı Batıdan bir hareketle
karşılayamadığımız için değiştirip dönüştürme olasılığını da
kaybedeceğiz.