SDP PM'NİN BASINA VE KAMUOYUNA AÇIKLAMASI:
Kürt Sorunu, 'Açılım' ve Demokratik Çözüm
14 Ağustos 2009
Başbakanın, “’PKK terör örgütüdür’ demedikçe görüşmem” dediği DTP ile,
başbakan olarak değil de iktidar partisi genel başkanı sıfatıyla da olsa
görüşmesi, içişleri bakanının “üslup ve yöntemine” ilişkin
açıklamalarıyla politik gündemin birinci sırasına yerleşen “Kürt
Açılımı”nda artık farklı bir evreye geçildiğinin göstergesidir.
Kürt sorununda demokratik çözüm yanlısı geniş toplum kesimlerinde
nihayet bir diyalog ortamının oluşmaya başlaması anlamında genel olarak
olumlu ve umutlu bir hava yaratılmasına yol açan bu görüşme,
milliyetçi/şoven kesimlerin provokatif saldırılarının ve “terör”
edebiyatlarının olumsuz sıkıştırması altında gerçekleşti. Muhalefet
partileri MHP ve CHP, Kürt sorununda çözümsüzlük siyasetinin, geleneksel
inkarcı anlayışın sözcülüğünü bildik milliyetçi söylemle sürdürmeye
kararlı görünmektedirler. MHP ve CHP, misyonları barışı ve çözümü her ne
pahasına olursa olsun engellemek olarak tarif edilebilecek devlet
içindeki statükocu/militarist güçlerin has temsilciliğini
yapmaktadırlar. Bu çevrelerin provokatif saldırılarının alabileceği
eylemlilik boyutları karşısında antifaşist güçlerin uyanık olması
gerekmektedir.
Öte yandan bu görüşme ile gerçek bir diyalog ve müzakere ortamının
başlayıp başlamadığını belirleyecek olan, Öcalan’ın açıklayacağı “yol
haritası”nın ardından hükümetin hangi somut adımları atacağıdır. Bu
açıdan kritik önemde olan önümüzdeki aylarda, demokrasi güçleri çok
önemli sorumluluklarla karşı karşıyadırlar. “Açılım”ın demokratik çözüm
doğrultusunda evrilmesi, emek, barış, özgürlük güçlerinin çabasına,
mücadeleleriyle bu süreci demokratikleşme yönünde belirleyebilmesine
bağlıdır.
Bu haliyle “Kürt Açılımı” Türkiye devletinin kendi kurumları arasında ve
ABD, Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle çoğu kapalı kapılar ardında
yürütülen müzakerelerde varılan uzlaşma unsurlarını içermekten öte bir
anlam ifade etmemektedir. Devlet kendi yol haritasını dünyanın ve
bölgenin egemen güçleriyle görüşerek kendince çizmiş, ne Kürt halkının
temsilcilerinin ne de demokrasi ve barış güçlerinin temsilcilerinin
somut öneri ve talepleri dikkate alınmıştır. Basında yer alan
haberlerden Genelkurmay ve MİT’in katılımıyla sürdürülen çalışmalarda
anadilde eğitim, özerklik, operasyonların durdurulması gibi konuların
“kırmızı çizgi” olduğu, Kürtçe yer isimleri, üniversitelerde Kürt dili
bölümleri, Kürtçe yayın gibi konularda açılım planlandığı
anlaşılmaktadır.
Öte yandan ABD’li ve Irak’lı yetkililerle 10 aydır yürütülen ve ana
gündem maddesi “PKK’nin tasfiyesi” olan üçlü mekanizma toplantılarının
sonuncusu, bizzat içişleri bakanının katılımıyla “Kürt Açılımı”nın
yalnızca bir gün öncesinde Ankara’da toplanmıştır. Bu şu anlama
gelmektedir: PKK’nin aylardır uyguladığı ve en son 1 Eylül’e kadar
uzattığı tek taraflı ateşkes anlamına gelen çatışmasızlık kararına
devlet operasyonları durdurarak karşılık vermek ve böylece diyalog
ortamına zemin hazırlamak yerine “sınır ötesi” bombalamaları
sürdürmekte, sınıra yığınak yapmakta ve PKK’yi tasfiye etmek için ABD,
Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle ayrıntılı planlar
hazırlamaktadır.
2007 Mayıs’ında ve Kasım’ında, Dolmabahçe’de ve Beyaz Saray’da
anahatları belirlenen ABD-AKP -TSK mutabakatının, ABD’nin Ortadoğu ve
Irak’taki çıkarları doğrultusunda belirlenen ve sonradan “Kürdistan
Üzerinde Çatışmayı Önlemek” başlığıyla raporlaştırılan metindeki yol
haritası üzerinden şekillendirildiği her geçen gün daha da
netleşmektedir. Bu mutabakatın temel unsurlarını, Kürdistan bölgesel
yönetimiyle yakınlaşma ve Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi
oluşturmaktadır. Kürt özgürlük hareketini tasfiye hamlesi, genel
seçimlerden sonra “kaleleri düşürmekten” bahsetmeye başlamış olan
AKP’nin 29 Mart yerel seçimlerinde Kürt özgürlük hareketinin kitle
desteğini zayıflatma girişiminde mutlak bir başarısızlığa uğramasıyla
ağır yara almıştır, ama Washington-Bağdat-Erbil hattında kurulan dağ
kadrosunu tasfiye hamlesi ince ince planlanarak yürürlüğe konmaya
çalışılmaktadır.
Washington-Ankara-Bağdat-Erbil hattı Kürt sorununda demokratik bir çözüm
için değil, demokratik çözüm için sıkıştıran özneyi tasfiye etmek için
kurulmuştur. Kürt özgürlük hareketini bastırdıktan sonra Kürt sorununda
demokratik çözüm için basıncın da doğal olarak ortadan kalkacağı
varsayılmaktadır. PKK’yi çözerek Kürt sorununu “çözmeye” çalışmak,
sorunun tarihsel özünü anlamamak demektir.
Diğer yandan son dönemlerde enerji yolları üzerinden yapılmakta olan
pazarlıklar yaşanmakta olan paylaşım sürecinin veciz bir ifadesidir.
Rusya ile yapılan doğalgaz anlaşmasının diyetinin Rusya’nın Türkiye’de
nükleer reaktör yapımı için vize almış olmasına bağlı olduğu yolunda
basında yaygın bir kanı mevcuttur. Önümüzdeki dönemde gerek Türkiye ve
gerekse de bölge açısından ciddi ekolojik riskler doğuracağı da açık
olan bu durum göstermektedir ki Nabucco projesinin gerçekleşmesi için
bölgede siyasi istikrarın sağlanabilmesi gereklidir. Siyasi istikrarın
sağlanabilmesinin yolu da PKK’nin tasfiyesinden geçmektedir. Kürt
sorununun çözümü adı altında devletin sürdürdüğü sürecin siyasi anlamı
budur.
Kürt sorunu gibi 85 yıllık tarihsel bir soruna demokratik bir çözüm
yolunu açmak sorunun köklerine eğilmekten, tarihsel yanlışları aşmaktan
geçer. Sorunun temelinde
Anadolu ve Mezopotamya halklarından oluşan zengin mozaiği tek bir
politik kalıba dökerek tek millet, tek dil, imtiyazsız-sınıfsız bir
toplum yanıltmacası yaratmaya dayalı şoven milliyetçi ideoloji,
asimilasyoncu ve inkarcı politikalar yatmaktadır. Bütün tarihsel süreç
boyunca Kürtlerin özgürlük talepleri zor yoluyla bastırılmıştır. Sorun
bir “terör sorunu” değil, demokrasi sorunudur. Sorunun kaynağında
demokratik barışçıl yöntemlerin devre dışı bırakılması yatmaktadır.
Sorunun özünü Kürt halkının kolektif varlığı ve kimliğinin tanınmaması,
kendi siyasi geleceğini özgür iradesiyle belirleme hakkının reddedilmesi
oluşturmaktadır.
Kürt sorununun çözümünde göstermelik, güvenceden yoksun, kolektif
hakları tanımayan girişimler ancak Kürtleri ve demokratik kamuoyunu
kandırmaya yönelik olacaktır.
Devlet bu zamana kadar demokratik ve siyasal yoldan bu sorunu
çözmek için adım atmamıştır. Şimdi önemli bir momentteyiz. Artık
çözümsüzlük politikaları sürdürülemez, halklarımızın demokratik çözüm
talepleri ve beklentileri göz ardı edilemez hale gelmiştir. Açıktır ki
bu sorun çözülmeden bu sorunun ortaya çıkardığı durumlarla başa
çıkılamaz. Sonuçlarla uğraşılarak ilerleme sağlanamaz, esas olan, nedeni
ortadan kaldırmaktır. Şimdi atılması gereken öncelikli adım, “silahların
karşılıklı olarak susturulmasıdır”.
PKK’nin ilan ettiği tek taraflı
ateşkese cevap verilmelidir. Öcalan’ın önereceği yol haritası dikkate
alınmalıdır. Bu savaş devam ederse tarih önündeki sorumlular elbette
bu sürece gereken önemi vermeyen devlet ve hükümet yetkilileri
olacaktır. Akacak kanın sorumluları barış ve kardeşlik elini tutmayanlar
olacaktır.
Kürt halkı barış için üzerine düşen vazifeleri yerine getirmiş
durumdadır. Çatışmasızlık ilan edilmiş, muhataplar bildirilmiş, siyasal
kanallar sonuna kadar açılmış ve Öcalan bir yol haritası üzerinde
çalışmaya başlamıştır. Bu noktada özellikle Öcalan’ın yol haritası özel
bir öneme sahiptir ve demokrasi güçlerinin önüne de kimi görevler
koyacaktır.
Kürtlerin yanı sıra Türkiye'deki diğer farklı kimliklerin varlığının
tanınmasından, temel hak ve özgürlüklere kadar yapılacak tüm
düzenlemeler, yeni demokratik, katılımcı bir anayasayı zorunlu
kılmaktadır. Demokratik haklar ve kazanımları görmezden gelen 12 Eylül
Anayasası ve kurumları lağvedilmeli, darbeci anayasayla ve yarattıkları
kurumlarla topyekun hesaplaşılmalıdır.
Antidemokratik ve asimilasyoncu yasa ve anayasa maddeleri yerli yerinde
dururken, yerel seçimlerin ardından başlatılan baskın ve gözaltı
terörüyle DTP sindirilmeye çalışılırken, Kürt çocukları onlarca yıl
hapis tehdidiyle cezaevlerine doldurulurken, DTP üyeleri Beytüşşebap’ta
kafaları ezilerek, Iğdır’da özel tim eliyle yargısız infaz edilip dereye
atılarak 90’lı yıllardaki gibi katledilmeye başlamışken, “açılım”ın
“çözüm”e evrileceği beklentisi yaratılamaz. Eğer bir diyalog ortamı için
güven artırıcı zemin hazırlanmak isteniyorsa, önce bu konularda adım
atılmalıdır.
Sosyalistlerin ve demokrasi güçlerinin bu süreçte üzerine düşen tarihsel
ve ertelenemez bir görev vardır. Bu görev Kürt sorununun demokratik
çözümü için işçiler, emekçiler ve kent yoksulları içindeki çalışmaları
derinleştirmek, siyasal demokrasi mücadelesini yükseltmek ve bütün
olanakları seferber ederek Kürt özgürlük hareketi ile dayanışma
içerisinde olmaktır. Demokrasi güçleri, Eylül ayından sonra çözüm için
bir adım atılmadığı takdirde, gelişecek sürecin tehlikelerine şimdiden
hazırlıklı olmalı ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için tedbirler
geliştirmelidir.
SDP kalıcı bir barışın asgari imkanlarının şu öncelikli adımlarla
yaratılabileceği düşüncesindedir:
1) “Çatışmasızlık” sürecine yanıt olarak operasyonlara, sınır boylarına
askeri yığınak yapmaya ve savaş dönemine özgü politikalara son
verilmelidir. Böylece karşılıklı güven verici adımların atılmasının yolu
açılacaktır.
2) Çözümün yolu Washington-Bağdat-Erbil üçgeninden değil,
Ankara-Diyarbakır arasında kurulacak barış ve kardeşlik köprüsünden
geçer. Muhatap Kürt halkı, onun politik iradesi Kürt özgürlük hareketi
ve önderliğidir.
3) Koruculuk başta olmak üzere tüm özel savaş birimleri dağıtılmalı, göç
edenlerin yurtlarına dönmesi sağlanmalı, zararları tazmin edilmelidir.
4) Farklı düşüncelerin ve çözüm önerilerinin ifade edilmesinin önündeki
yasal engeller hızla kaldırılmalı ve özgür tartışma ortamının
sağlanmasının imkanları yaratılmalıdır.
5) Öcalan’ın mevcut statüsü köklü bir biçimde iyileştirilerek
değiştirilmeli, siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır.
6) Kamu/özel ayrımı yapılmaksızın tüm kurumlarda anadilde eğitim olanağı
sağlanmalıdır.
7) Kürtlerin kolektif varlığı, kimliği, dili kabul edilmeli ve temel
kolektif haklarının iade edileceği ilan edilmeli, demokratik,
özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasa ve bu anayasanın gerektirdiği yasal
düzenlemelerin yapılmasına başlanmalıdır.
Sosyalist Demokrasi Partisi, Kürt sorununun demokratik çözümü için
mücadeleyi sınıf mücadelesinin ertelenemez görevleri arasında görmekte
ve Kürt sorununun çözüm mecrasına girebilmesi için bugünkü koşullarda
demokratik açılımların gerçekleştirilmesi gerektiğine inanmaktadır.
Sosyalist Demokrasi Partisi, sorunun demokratik çözüm yollarını tıkayan,
çözüm diyerek inkar ve imha konseptinde direnen tüm anlayışlara karşı
halkların eşit ve kardeşçe yaşamının gerçekleşmesi için üzerine düşen
her türlü görev ve sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır...
SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ
PARTİ MECLİSİ
9 Ağustos 2009
|